Ramazan Bayramı hediyesi

8 Eylül 2010 Çarşamba |


Bayramlar neşe ve sevinç günleridir. Bayram günleri, isteyerek veya istemeyerek dostlar, kardeşler, yakınlar, komşular arasında meydana gelen kırgınlıkları tamir etme, bozulan araları bularak dünyamıza neşe katma, kederimizden azaltma zamanlarıdır.

Bayramlarda hediyeleşme de Müslüman-Türk kültüründe önemli bir yer tutmaktadır. Hediyeleşmek, kırılan, kopan ve bozulan ilişkileri birleştirmeye, eklemeye ve kaynaştırmaya son derece faydalıdır. Özellikle de Peygamber Efendimizin önemli bir sünneti olması sebebiyle hediyeleşmek toplumumuzda yaşamış ve yaşatılmıştır. Her ne kadar zaman zaman hediyeleşmenin içi boşaltılarak formalleştirilmiş olsa da, hediyeleşme bugüne kadar var olmuş, bundan sonra da var olacaktır muhakkak. Ancak hediyeleşmenin sadece maddî hediyeler, para, eşya vs. ile olmadığını ifade etmek isterim. Böyle olmadığını göstermek, hatırlatmak için maddî olmayan birkaç hediye çeşidini sizlere hemen arz edivereyim: Takdirnâme, teşekkür belgesi, onur belgesi takdîm/hediye etmek, bir yazarın kitabını, şiirini ithaf/hediye etmesi, okudumuz Kur’ân-ı Kerîm’i ölmüşlerimize ihdâ/hediye etmemiz vs.

Bunları göz önünde bulundurarak ben de değerli okuyucularıma farklı bir bayram hediyesi takdîm etmek istedim. Bu amaçla elime sepetimi alıp uçsuz bucaksız Türk edebiyatı bahçesinde dolaşmayı ve hediye olarak sunabileceğim bayram mısra ve beyitlerini derleyerek bayram şekeri gibi sizlere ikrâm etmeyi yeğledim. Hediyenin büyüğü küçüğü olmaz, önemli olan kalpten olmasıdır düstûruna sığınarak nâçîzâne hediyemi kabûl etmenizi ricâ ediyorum.

Bayram konusu, Türk edebiyatının konularından birisidir. Hatta ‘bayramlık’ diye ifade edebileceğimiz edebiyat türü oluşmuş ve Arapçada bayram anlamına gelen ‘ıyd’ kelimesine dayanarak bu türe ‘ıydiyye’ adı verilmiş, bazen de ‘bayramiyye’ diye ifade edilmiştir. Bir çok klasik şâirimiz bayram vesilesiyle ıydiyyeler yazarak sevdiklerine ve ileri gelenlere takdîm etmişlerdir. Bunlar zamanla bir bayram edebiaytına dönüşmüştür. Biz bu geniş bahçeden sadece birkaç mısra derledik.

Derlediğimiz bayramlık mısralar arasında Avnî mahlasıyla üstün değer taşıyan şiirler yazan Fatih Sultan Mehmed’in (ö. 1481) bir beyti hemen dikkatimizi çekiyor:

Zülfün şeb-i Kadr oldu kaşın ıyd hilâli

Vaslın dem-i ıyd oldu firâkın ramazândır

(Zülfün Kadir gecesi oldu, kaşın da bayramın geldiğini gösteren hilâl. Ey sevgili! Sana kavuşmak bayram günüdür, senden ayrılmak ise Ramazan.)

Buna benzer başka bir şairimiz de ayrılık çekmeyi oruç tutmaya benzetiyor, sevgilinin yüzünü görmeyi ise hilâlin görünmesinde olduğu gibi bayram ve mutluluğa yoruyor. Sevgilinin/bayramın verdiği coşku ve sevinç ile sarhoş olan, kendinden geçen şair ney gibi inlemeye başlıyor.

Çektim firâkın savmını erdim cemâlin ıydine

Aç leblerin meyhanesin ney gibi nâlân et beni

(Ayrılık orucunu tuttum, hilâl görmüş gibi güzelliğini, yüzünü görmenin bayram sevincine erdim. Ey sevgilim! Aç (ilâhî aşk şarabı dökülen) dudaklarının meyhanesini ve ney gibi ağlat, inlet beni.)

Uzun zamandır hasretini çektiği sevgilinin ağzından düşecek birkaç inci misali sözle kendinden geçen, yahut bunu Hakikî Sevgili’ye yorduğumuzda “ey sevgili kulum” sözlerinin dökülmesiyle, Musa aleyhisselâm gibi, dayanamayarak kendini kaybeden şair, bu beyitlere bir noktayı daha sıkıştırıyor: Bir zamanlar Ramazan’da içkicilerin içkiyi bırakması sebebiyle bir ay boyunca meyhaneler kapalı olurmuş. Bayram olunca meyhaneler de ayyaşlara kapılarını açarmış. Şair mana yüklü şiirine bu anlamı da bir insicâmlı bir şekilde yüklüyor. Bu hususa işaretle Türk edebiyatının rind-meşrep şairlerinden Nedim (ö. 1730) de şunları söylüyor:

İtimâd eyler idim tevbesine rindânın

Ramazânın meh-i ıyd olmasa encâmında

(Ramazan sonunda bayram hilâli görülmese, rindâne (zevk ü safa içinde) hayat sürenlerin tevbesine inanırdım.)

Güzelliklerin coştuğu bayramlarda, değerli yazarımız Ömer Osman Erendoruk’un (ö. 2006) ifadesiyle;

Sevgi üleştiriyor melekler sini sini

Sararmış yapraklarda ilâhi okuyor ay

Ufkun omuzlarına bırakıp tepsisini

Allahüekber diyen seslerle inliyor çay.

Balkanlar’ın yetiştirdiği büyük şairlerden Yahya Kemal Beyatlı (ö. 1958) da meşhûr Süleymaniye’de Bayram Sabahı adlı manzûmesinde bayramın kalplere saçtığı nûr ve aydınlığı kendisine has bir üslûpla ifade ediyor:

Artarak gönlümün aydınlığı her saniyede

Bir mehâbetli sabah oldu Süleymâniye’de

Divan şairi Nedîm ise Dâmâd İbrahim Paşa’ya takdim ettiği bir ıydiyyesinde bayram münasebetiyle gökleri Paşa’nın elini öpmeye çağırmaktadır:

Iydin mübarek olsun eyâ âsaf-ı cihân

Gelsin edeble pâyına bûs etsin âsümân

(Bayramın mübârek olsun ey cihânın veziri, bayram olduğu için gökler ayağına gelip elini öpsün.)

Bayramlar, bir taraftan insanların maneviyatını yükseltmesi, küskünleri barıştırması, ayrı olanları kavuşturması, yoksulları bir an olsun yoksulluklarından kurtarması sebebiyle yaşanan güzel günlerdir. Ancak gurbette ayrılık ve hasret duygularıyla, hapishanelerde, hastahanelerde, evinde olup da yalnızlık içerisinde geçirilen bayramların da hüznü büyüktür.

Bayramla ilgili hüzünlü duyguları şâir Aşkî’nin bir beytinde okuyoruz. O, Peygamber Efendimizin “hilâli görünce oruç tutun, yine hilâli görünce orucu bırakın (bayram edin)” anlamındaki hadisine işaretle bayram etmek için hilâlin görülmesi şartına dikkat çekmekte, ancak yalnızlık içerisinde, sevgiliden, hilâl kaşlıdan uzak bir bayramın tadı-tuzunun bulunmayacağını, sevinç yerine üzüntü getireceğini ifade etmektedir.

Sen hilâl ebrûdan ayru ıyd mâtemdir bana

Kimse bayram eylemez çün kim görünmeye hilâl

(Ey sevgili! Sen hilâl kaşlıdan uzakta iken bayram bana mâtem görünür. Nitekim hilâl görünmezse kimse bayram yapmaz.)

Rusçuklu âşık, halk şairi Hengâmî (ö. 1873) de bayramın başkası için olduğunu, kendisinin ise gönlünü uslandırmak için bayram etme yerine çile çekerek mâtem eylemeyi tercih ettiğini bildirmektedir.

Bana derler ki gelip ıyd-i saâdet edesin

Ne ferâhiyyet ile ben niçe bayram edeyim

Ele bayram-ı saâdet bana mâtem günüdür

Çekeyim çilesini leyl ü nehâr nâm edeyim

(Bana gel de bayramın verdiği mutluluğu yaşa diyorlar, ancak ben neyin sevinci ve ferahlığıyla bayram edeyim ki? Başkalarına mutlu bayram olan gün benim için mâtem günüdür, o yüzden gece gündüz çile çekip nâm edeyim.)

Bayramın sevinçli havasının aksine hüzünlü duygular bir türküde de şöyle terennüm edilmektedir:

0 yorum:

Yorum Gönder

Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve AJANS BG'nin editöryel politikasını yansıtmayabilir.
Мненията на редакцията и на автора/ите могат да не съвпадат.